Türkiye'nin en büyük inovasyon ve girişimcilik bültenine katılın
Teşekkürler!
Türkiye'nin en kapsamlı girişimcilik ve inovasyon bültenine kaydolduğunuz için teşekkür ederiz.
Belirli aralıklarla e-posta kutunuza; girişimcilik, inovasyon, teknoloji, proje geliştirme ve üretim kültürüne dair rafine edilmiş içerikler göndereceğiz. Dilediğiniz zaman aboneliğinizi kolayca iptal edebilirsiniz.
Bültene kaydolmak güzel bir başlangıç. Peki, inovanadolu'nun bir parçası olmaya ne dersiniz?
inovanadolu.com'a şimdi üye olarak topluluklara katılabilir, projelerinizi görünür kılabilir, yeni insanlarla tanışabilir ve fikirlerinizi üretime dönüştürebileceğiniz araçlara erişebilirsiniz.
Bir sonraki versiyonunuzu ortaya çıkarmak ve üretim yolculuğunuza başlamak için sizi inovanadolu'ya bekliyoruz.
erteleme hastalığının kökeni: tembellik değil duygu yönetimi sorunu
Yıllarca kendime tembel dedim, önemli işleri son geceye bırakıp kahve ve panikle bitiren, sonra kendine söz verip aynısını tekrarlayan klasik döngü, erteleme üzerine okumaya başlayınca öğrendiğim şey kendime bakışımı değiştirdi, araştırmacılar hemfikir, erteleme zaman yönetimi sorunu değil duygu yönetimi sorunu, ertelediğimiz şey iş değil o işin uyandırdığı duygu, bu teşhis değişince tedavi de değişiyor, yaşadıklarımı yazayım. Mekanizma şöyle, bazı işler belirsizlik, yetersizlik korkusu ya da sıkıntı duygusu uyandırıyor, beyin bu rahatsızlıktan kısa yoldan kaçmak için daha kolay bir uyarana yöneliyor, telefon, buzdolabı, aniden önem kazanan çekmece düzeni, kaçış anlık rahatlama veriyor ve rahatlama davranışı pekiştiriyor, yani erteleme kendi kendini besleyen bir duygu düzenleme alışkanlığı, karakter kusuru değil, bu yüzden kendine tembel demek çözümün değil sorunun parçası, utanç kaçışı büyütüyor. İşe yarayan taktikler de duygu odaklı olanlar, birincisi işi duygusal olarak küçültmek, rapor yazmak korkutucu, raporun başlık taslağını yazmak değil, beş dakikalık versiyonla başlamak direncin kilidini açıyor, başlayınca devam etmek başlamaktan kolay çünkü belirsizlik dağılıyor, ikincisi duyguyu adlandırmak, bu işi erteliyorum çünkü eleştirilmekten korkuyorum cümlesini kurmak bile kaçış dürtüsünü zayıflatıyor, adlandırılan duygu küçülüyor, üçüncüsü ortam tasarımı, irade duygu fırtınasında zayıf müttefik, telefonu uzaklaştırmak, tek sekme, hazır çalışma ortamı, kaçış yolları kapalıysa duyguyla kalıp işe başlamak kolaylaşıyor, ve dördüncüsü kendine şefkat, kulağa yumuşak geliyor ama araştırması sağlam, erteleme sonrası kendini affedenler sonraki işte daha az erteliyor, kendini cezalandıranlar döngüde kalıyor. Hâlâ ertelediğim günler var, farkım şu, artık kendime tembel demiyorum, hangi duygudan kaçıyorum diye soruyorum, sorunun cevabı çoğu zaman işin kendisinden kısa.
Aniden önem kazanan çekmece düzeni beni gördü, sınav dönemlerinde evim pırıl pırıl olurdu. Duyguyu adlandırma taktiği gerçekten çalışıyor, bir de ben ekliyorum, ertelediğim işi birine sesli anlatmak, anlatınca iş zihnimdeki devasa halinden gerçek boyutuna iniyor, korkunun çoğu belirsizlik balonuymuş.