Girişim hikâyelerinde en az konuşulan ama en çok batıran konu ortaklık. Ürün yanlışsa değiştirirsin, pazar yanlışsa yön değiştirirsin, ama yanlış ortak seçtiysen ve hisseyi ilk hafta bölüştürdüysen bunu geri almanın kolay yolu yok. Türkiye'de kapanan erken aşama girişimlerin önemli bir kısmı pazardan değil, kurucu masasından dağılıyor.
Bu yazı hem ortak seçimini hem de hisse dağılımını konuşuyor. İkisi ayrı başlık gibi duruyor ama pratikte aynı kararın iki yüzü.
Ortak aramak her zaman doğru cevap değil
Önce şunu netleştirelim: tek başına başlamak bir eksiklik değil. Tek kurucuyla büyümüş çok sayıda şirket var. Ortak arama sebebin "yalnız hissediyorum" ise, bunun çözümü ortaklık değil, iyi bir çevre ve düzenli konuştuğun birkaç kişi. Bunun için hisse vermene gerek yok, mentörlük tarafına bakmak ya da aynı dertten geçen insanların olduğu girişimcilik kanalına katılmak yeterli.
Ortak, senin yapamadığın bir işi yapan ve o işin sorumluluğunu tam olarak üstlenen kişidir. Teknik kurucu yoksa ve ürün yazılımsa, orada gerçek bir boşluk vardır. Satış hiç yapmadıysan ve işin satışa dayanıyorsa, orada da gerçek bir boşluk vardır. Boşluk yoksa ortak, sadece bölünmüş bir pasta demektir.
Ortak adayını anlamanın tek yolu birlikte çalışmak
Kahve içerek ortak seçilmiyor. En güvenilir yöntem, karar vermeden önce birkaç ay birlikte bir şey üretmek. Küçük bir proje, bir prototip, hatta ücretli bir iş olabilir. Şu üç şeyi ancak böyle görürsün: kriz anında nasıl davranıyor, söz verdiğini zamanında teslim ediyor mu, farklı düşündüğünüzde tartışma nasıl ilerliyor.
Özellikle üçüncüsüne dikkat et. İyi giderken herkes iyi ortaktır. Asıl bilgi, ilk ciddi anlaşmazlıkta ortaya çıkıyor. Tartışmayı kişiselleştiren, geri adım atmayı kaybetmek sayan ya da sessizce küsen biriyle beş yıl aynı şirketi yönetmek çok zor.
Bir de uyum ile benzerlik farkını karıştırma. Sana çok benzeyen bir ortak konforlu ama aynı kör noktalara sahip olursunuz. İyi ortaklıklar genelde benzer değerler ve farklı yeteneklerden kuruluyor.
Hisse dağılımı: eşit bölmenin cazibesi ve tuzağı
İki kurucu oturuyor, ellişer bölüşüyor, kimse konuşmak zorunda kalmıyor. Kolay olduğu için çok yaygın, ama çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. Katkılar eşit değilse eşit hisse zamanla küskünlük üretiyor.
Dağıtırken şu dört başlığı ayrı ayrı konuşmak işi kolaylaştırıyor: fikri kim buldu ve bugüne kadar kim ne yaptı, kim tam zamanlı çalışacak ve kim yarı zamanlı, kim para koyuyor, ilerleyen dönemde kim hangi sorumluluğu taşıyacak. Bunların içinde en ağır basanı genelde sonuncusu. Geçmiş katkıdan çok gelecekteki emek belirleyici olmalı, çünkü şirketi ayakta tutacak olan o.
Tam zamanlı çalışan ile akşamları katkı veren kişi arasındaki farkı hisseye yansıtmamak, ilk altı ayda sessizce biriken bir huzursuzluk yaratıyor. Bunu baştan konuşmak zor ama sonradan konuşmak çok daha zor.
Hak ediş takvimi: en önemli tek madde
Hisseyi ilk gün tam olarak devretmek, girişimcilikte en sık yapılan pahalı hata. Ortağın üç ay sonra ayrılıyor ve yüzde kırkla gidiyor. Sonraki beş yıl boyunca şirkette olmayan birinin ortaklığını taşıyorsun, üstelik yatırım almaya çalışırken bu tabloyu anlatmak zorunda kalıyorsun.
Çözüm hak ediş takvimi. Dünyada yaygın kalıp dört yıla yayılmış bir hak ediş ve ilk yılın sonunda başlayan bir eşik. Yani ilk on iki ayı doldurmadan ayrılan kişi hisse almıyor, sonrasında kalınan süre kadar hak ediyor. Bu kural kimseyi cezalandırmak için değil, emek ile mülkiyeti eşitlemek için var.
Türkiye'de limited şirket yapısında bu düzeni kurmak biraz daha uğraştırıyor ama imkânsız değil. Ortaklar arası sözleşmeyle ve pay devri şartlarıyla benzer bir sonuç kurulabiliyor. Bunu bir avukatla oturup yazmanın maliyeti, ortaklık dağıldığında ödeyeceğin bedelin yanında çok küçük kalıyor.
Yazılmadan konuşulan her şey unutuluyor
Kurucular arasında yazılı bir metin olmaması, iyi niyetin göstergesi değil, ertelenmiş bir problem. Asgari olarak şunların yazılı olması gerekiyor: kim hangi oranda ortak, hak ediş nasıl işliyor, kim hangi alandan sorumlu, ayrılma durumunda hisse ne oluyor, anlaşmazlık çıkarsa nasıl karar veriliyor.
Son madde özellikle iki eşit ortakta kritik. Yüzde elli elli bölünmüş bir şirkette taraflar anlaşamazsa şirket kilitlenir. Kimin son sözü söyleyeceğini ya da hangi konuda kimin yetkili olduğunu baştan yazmak bu kilidi açıyor.
Ayrılık ihtimalini konuşmak ortaklığı bozmaz
Çoğu kurucu bu konuşmayı açmaktan çekiniliyor, güvensizlik sayılacağını düşünüyor. Oysa tam tersi. Kötü senaryoyu sakin sakin konuşabilen iki kişi, iyi senaryoyu da birlikte yönetebilir. Bu konuşmayı açtığında ortağın rahatsız oluyorsa, bu başlı başına bir bilgi.
Kurucu ortaklık, iş hayatındaki en uzun süreli ilişkilerden biri. Evlilikle kıyaslanması boşuna değil. Hızlı karar verilmesi en pahalıya patlayan konu, ama bir o kadar da ertelenmemesi gereken konu. Doğru kişiyle kurulmuş net bir ortaklık, tek başına taşıyabileceğinden çok daha büyük bir şey üretebiliyor.
Paylaş
inovanadolu
Henüz yorum yok
İlk yorumu sen yaz
Bu yazı hakkında ilk sözü söyleyen sen ol. Deneyimini paylaş, katılmadığın yeri yaz ya da merak ettiğini sor.